GRUP IMAJ

Sanal Gerçek Olabilir mi ?

Gerçek, antik çağlardan süre gelen zaman diliminde düşünürlerce insan ve bilincinden soyutlanarak açıklanmış, “insan bilincinden bağımsız somut ve nesnel olanın bütünü” olarak tanımlanmıştır. Peki, gelişen bir teknoloji sizin gerçeklik algınızı altüst ederse gerçek ve sanal olanı nasıl ayırt etmeye başlayacaksınız?

Bir distopyanın içinden çekip alınmış bir soru gibi değil mi, ama değil. 21. yüzyıl dünyasının teknolojisiyle var olanı sanallaştırabiliyor, yeni ve yapay gerçeklikler inşa edebiliyoruz. Yaratılan bu yeni sanal gerçeklikler zaman zaman bizi “Bu gerçek mi?” şaşkınlığına bile düşürebiliyor. Peki, bu kadar ayrı ama benzer olabiliyorsa nasıl ayırt edeceğiz? En iyisi bu ‘gerçek’ dediğimiz kavram nedir? Önce buradan başlayalım.

Gerçekten, ‘Gerçek’ Nedir?

Gerçeklik arayışı felsefenin en temel problemlerinden bir tanesini oluşturuyor. Platon’dan Descartes’e kadar birçok filozof, değişen ve dönüşen dünyanın üzerinde neyin gerçek olduğunu sorgulamış, sonucunda da kocaman bir belirsizlikle karşılaşmışlardır. Yine de bu belirsizliğin içinde algılarımıza hatırı sayılır bir yer açan pek çok düşünür de olmuş. Yani, gerçeklik onu algılamamıza bağlı olarak da tanımlanabiliyor. Bir başka deyişle  ‘dünya benim algılayabildiğim kadardır.’

Duyularımızla algıladığımız gerçeklik de bize hakikate erişeceğimiz yolların kapısını açabilir. Hakikat ve gerçeklik birbiriyle bağlantılı ve fakat farklı kavramlar.  Bu kavramlar arasında kurulacak köprünün ilk adımı duyularımızdan, algımızdan geçiyorsa sanal gerçeklik ve teknolojileri tam bu noktada hayatımıza girerek yeni bir dünyanın kapısını aralıyor ve insanın hakikat arayışını yeniden şekillendiriyor.

Hayata Yeni Bir Gözlükle Bakmak

AR, XR, MR ve VR teknolojileri ile gerçekliğin bilgisayar ortamında yeniden inşa edildiği ya da manipüle edilerek gerçek dünya ile sanal dünyanın birleştirildiği uygulamalar gerçekleştirilebiliyor.

Biz VR üzerinden gidelim. Bu teknoloji, eğitim, sağlık, üretim, eğlence ve endüstriyel tasarım gibi alanlarda kullanılabiliyor. Özellikle eğlence sektöründe büyük ilgi görüyor. Burada farklı dünyalar tasarlanabiliyor ve duyu organlarınıza yönlendirilen uyarıcılarla o sanal evrenin bir parçası olmanızı sağlıyor. Ama en nihayetinde bedeniniz dışarda kalıyor. 

Tabii elimizdeki mevcut teknolojiler bu teknolojilerin geleceğini hayal etmenize imkân sağlamayabilir. Burada izlemeyenler için “Üç Cisim Problemi” dizisini önermek istiyorum. Hatırlayalım; orada uzaylılar tarafından, kendi dünyalarında yaşadıklarını dünyamızdaki insanlara anlatmak için bir gözlük teknolojisi kullanılıyordu ve bu teknoloji o kadar gelişmişti ki orada aldığınız yaralanmaları bile hissederek simülasyondan çıkıyordunuz.

Biraz ürkütücü geliyor mu size de? Sonuçta ‘yapay’ bir gerçekliği duyularımızla algılarsak artık ‘yapay’ denmesi mümkün olur mu? Bedenimiz ya da duyularımız bu sürece dahil edildiğinde sanal gerçekliğin de bildiğimiz gerçeklik kavramının bir varyasyonu olduğu kabul etmek ve içinde bulunduğumuz sistem gibi bir sistem inşa etmek zorunda mı kalacağız?

Sorgulamak Bizi Gerçeğe Yakın Tutar

Ben asıl başka bir soruyla bakış açınızı farklı bir yere çekmek istiyorum. 

“İçinde yaşadığımız dünyanın gerçekliğini, içinde var olmaya çalıştığımız sistemin ya da o sistemin unsurlarının gerçeklerini ne kadar sorguluyoruz?”

Günlük hayatımızda, hayatın akışında kendimizi kaybederken etrafımızda olan şeylerin niteliğini sorgulamak aklımıza gelmiyor. Yaşanılan olayların, haberlerin, olguların gerçekliğini sorgulamak bir yana, olaylara davranışsal ve uyarıcılara bağlı tepkiler veriyoruz. Fakat, bir an kafamızı yürüdüğümüz yoldan, izlediğimiz diziden, haberden, okuduğumuz gazeteden kaldırsak ve ‘bu gerçek mi?’ diye sorsak, hakikat arayışımız başlayacak. Yani sadece algısal yeteneklerimiz ve kapasitemiz değil, zihnimizin geniş ufkuna sorgulamak misyonunu yüklememiz gerçek gerçekliği, yapay gerçekliği ve hatta kurgulanmış gerçekliği ayırmamızı sağlayacak.

Gerçeğin bize sunulanın çok ötesinde olduğunu gördüğümüzde onu aramaya ve onu arzulamaya başlayacağız. Sanal dünya gerçeğini ve nasıl bir sistem oluşturulması gerektiğini uzun uzadıya konuşabiliriz belki, ancak içinde bulunduğumuz dünyanın ‘bir simülasyon olmadığını, ‘gerçek’ denen pek çok şeyin sosyal medya trendlerinde, medya vitrinlerine yerleştirilmediğini nerden biliyoruz?’

Bir durun ve kafanızı telefondan kaldırın bence…